Sera Gazı Emisyon Miktarınızı Azaltarak da Büyüyebilirsiniz

63
Sera Gazı Emisyon Miktarınızı Azaltarak da Büyüyebilirsiniz

Sera Gazı Emisyon Miktarınızı Azaltarak da Büyüyebilirsiniz

WWF Türkiye ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi işbirliği ile hazırlanan “Türkiye için Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları ve Öncelikleri” raporu, ekonomik büyümeyi devam ettirirken sera gazı emisyon miktarını azaltabileceğinizi ortaya koyuyor.

Rapora göre, sera gazı emisyon azaltma politikalarının uygulanması gecikirse, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye üzerine düşecek maliyet, eksi büyümeye neden olacaktır.

Yapılan analiz, Türkiye’nin de farklı bir seçeneği olduğunu ortaya koyarken aynı zamanda üç kritik soruya da yanıt veriyor:

  1. Türkiye’nin 2 derece hedefi kapsamında belirlemesi gereken sera gazı emisyon azaltma hedefi ne olmalıdır?
  2. Sera gazı emisyon azaltma için hangi politikalar uygulanabilir?
  3. Bu politikaların makroekonomi üzerinde nasıl bir etkisi olacaktır? Bu uygulamaların maliyeti nedir?

Türkiye’nin 1990 yılından bugüne kadar yayımlanan sera gazı emisyon raporları gösteriyor ki, ülkemizin sera gazı emisyon miktarı %110,4 oranında arttı. 30 Eylül 2015 tarihinde Birleşmiş Milletlere sunulan ulusal katkı metninde ise bu artışın hızlanarak büyümesi öngörülüyor.

Türkiye, yüksek büyüme tahminlerini içeren senaryoda 2030 yılına kadar %40, gerçekçi büyüme tahminine dayalı senaryoda ise %23 oranında sera gazı emisyon azalımı gerçekleştirebilir. Böylece, yıllık ekonominin karbondioksit emisyonu/GSYH değerinde (karbon emisyon yoğunluğunda) %20 oranında düşüş sağlayabilir.

Bu senaryolar oluşturulurken Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Dr. Ümit Şahin varsayımlara verilen önemi şu sözlerle açıklamıştır:

“Türkiye ulusal katkı beyanında sera gazı emisyonlarında artıştan azaltım hedefi belirledi. Benzer yolu izleyen ülkelerin katkıları değerlendirilirken, referans senaryoların ne derece gerçekçi olduğunun göz önüne alınması gerekiyor. Bu analiz ile Türkiye’nin resmi ulusal katkı beyanı arasındaki temel farklardan birisi bu. Raporda gerçekçi büyüme tahminlerine dayandırdığımız, emisyon azaltımına ilişkin herhangi bir ek politika önlemi öngörmeyen senaryo[2] çerçevesinde 2030 yılında ulaşılacak emisyonların, Türkiye’nin emisyon azaltım taahhütünün yüzde 15 altında olabileceğini görüyoruz. Bu, Türkiye’nin ulusal katkı beyanının gerçekçi varsayımlara dayandırılmadığı anlamına gelebilir” dedi. Şahin, “Ülkelerin emisyon azaltımı hedeflerini bilimsel çalışmalarla belirlemeleri ve gerekli politika araçlarının ekonomi üzerindeki etkilerini ölçmeleri son derece önemli. Bu çalışmalarda ilgili bütün tarafların, kamu kurum ve kuruluşlarının, akademisyenlerin ve uzmanların, iş çevrelerinin ve sivil toplumun katkısının alınması da hayati önem taşıyor. Ancak farklı yöntemlerle yapılan çok sayıda analizden gerekli sonuçların süzülmesi yoluyla yaratıcı, gerçekçi, uygulanabilir ve işe yarar politikaların benimsenmesi mümkün olabilir.”

Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları raporu, Türkiye’nin ulusal sera gazı emisyon katkısını göz önünde bulundurarak, emisyon azaltma faaliyetlerinin başarısız olması veya kontrolsüz karbon salınımı yapılmaya devam edilmesi halinde, 2030 yılında kişi başına düşen emisyon miktarının Avrupa Birliğindeki tüm ülkelerin toplamından bile fazla olabileceğini belirtiyor.

Sera Gazı Emisyon Azaltma Dönüşümüne Adım

Dönüşümün başlatılabilmesi için İklim Politikası Paketi denilen senaryonun uygulanması ve üç tedbirin hayata geçirilmesi gerekiyor:

  • Karbon vergisi toplanması,
  • Toplanan vergilerin yenilenebilir yatırım fonu aracılığıyla yenilenebilir enerji kaynaklardan elektrik üretiminde kullanılması,
  • Enerji verimliliğinde teknolojik gelişmelerin takip edilmesi.

Araştırmalardan elde edilen bulgular, emisyon azaltma tedbirlerinin yenilenebilir enerji kaynaklarını üretken tutmak için kullanılması gerektiğini gösteriyor. Bu dönüşüm ile birlikte, karbon emisyonlarının %23, kömür ithalatının %25 ve doğalgaz ithalatının %35 oranında düşürülebileceği hesaplanmıştır.

Tabii ki böylesine bir dönüşümün kazanımları olduğu kadar yarattığı bir maliyet de vardır. Ancak analiz sonuçları gösteriyor ki, 2025 yılından sonraki büyüme hızı arasında oluşan fark 2030 yılında kaybolacak.

Emisyon azaltma politikalarının derhal devreye girmesi halinde milli gelir artış hızında bir düşüş yaşanacaktır. Ancak ekonomik büyümeyi muhafaza etmek mümkün olacaktır. Demek ki, yeşil büyüme yaklaşımı Türkiye için de uygulanabilirdir.

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Your Name:*

Your Website

Your Comment